İnsan oğlunun dünyayı, etrafindaki cisimleri, insanları, olayları, kavramları, herşeyi ama herşeyi – Hep hazırda dinleyiş – şekilleri var. Birkaç örnekle başlıyalım; Bir subardaği masada duruyor, içinde su var. Diyelim su bardağını kaldırdım ve dibi birden açıldı ve su, bardağın açık altından döküldü. O anda ne yapıyorsam, birden bütün dikkatimi bardağa veriyorum, ve şaşırmış bir durumdayım. Sebep, bardak benim bardağa olan – Hep hazırda dinleyiş – ime aykırı hareket etti. Şimdi bu çok basit görünüyor ama bakalım nekadar basit ve nelere sebep oluyor bu – Hep hazırda dinleyiş – ler. Bu dinleyişler geri planda yaşıyorlar, yani bunlarin orda olduğunu bile bilmiyoruz, bardağı kaldırırken aklımdan “ya bardağın alti açılırsa” diye bir düşünce geçmiyor. Ama bu – Hep hazırda dinleyiş – yaşıyor, yaşamak zorundaki, ben hayatım içerisinde hareket edebileyim. Adım atarken bastığım yer yok olmuyor, arabaya bindiğimde makinanin parçalarının çalışmasını düşünmüyorum.. vesaire. Bu fiziki dünyada böyle. Peki sosyal dünyada?
Hayatımdaki insanlarıda – Hep hazırda dinleyiş -lerim var. Bir kısmının farkındayım, çoğunun değil. Hayatımdaki insanları dinleyişim onların dünyasına girmemi ve onları gerçekten dinleyip anlamamı kısıtlıyor. Mesela; Ablam şöyle yada böyle bir insan deyip, ablamla belli şeyleri konuşmuyorum, veya o konuşunca, tamamen kafamda başka yerdeyim. Yani ablamı – Hep hazırda dinleyiş-im beni ondan insan olarak uzak tutuyor hatta onun dünyasını hiçbir zaman dünyama sokmadan yaşıyorum. Ve ablamla olabilecek bir ilişki, hiçbir zaman gerçekleşemiyor. Ablamla konuşuyoruz, küs falan değiliz ama ilişkimizde yakınlık yok. Eğerki – Hep hazırda dinleyiş -imi bir an için bırakabilsem, ablamı onun dünyasına girerek dinlesem, ilişkimizi yepyeni bir yere getirme ihtimalim var ve hatta bilinmeyecek güzellikte olasalıklara bile kapı açmış olabilirim. Ama ben ne yapıyorum; ablam böyle diyorum, çok güzel ve kuvvetli delilerim de var, onum böyle olduğuna dair. Gidiyorum onun hakkinda arkadaşlarıma, komşuma, akrabama şikayet ediyorum. Onla olan ilişkimden sorumlu olmaktan daha kolay oluyor şikayet etmek ve ablama kurban olarak yaşamak. Kabahat ablamda oluyor, ve ben böyle yaşayıp, böyle ölüyorum, ve ablamla olabilecek bir yakınlık gerçekleşmiyor. Peki soru: Nasil oluyorda benim ablamı – Hep hazırda dinleyiş -im le ablamın hayatindaki başka insanların onu – Hep hazırda dinleyiş-leri değişik oluyor? Cevabı siz düşünün.
Konuyu birazdaha açalim; – Hep hazırda dinleyiş – leri başka şeylere getirelim; Okul, Devlet, Doktorlar, Doğulular, Imamlar, Türkler, Amerikalılar, Almanlar, Irak, Iran, Kıbrıs, daha pek çok şey sayabiliriz. Herşeyi – Hep hazırda dinleyiş – şeklimiz var. Peki benim herhangi bir şeye olan – Hep hazırda dinleyiş -imi kim yarattı, benmi seçtim bu dinleyişleri, bana verildimi, öğrendimmi? Sorumlumuyum bu dinleyişlerimi bilmekten ve yaratmaktan? Gene cevapları siz düşünün. Dinleyişlerimiz hayat içinde bize hareket alanları veriyor ve bu hareket alanları dışında bir hareket aklımızın köşesinden geçmiyor. Benim ablama karşı olan – Hep hazır dinleyiş – im, ilişkimizi tamamen kısıtlıyor. Benim devlete olan – Hep hazırda dınleyiş-im, devlet içindeki hareket alanımı, devlete karşı olan hareket alanımı çerçeveliyor ve onun dışında bir hareket görmem mümkün bile olmuyor.
Bakın Mevlana ne demiş; “Gel, gel, ne olursan ol yine gel, ister kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel. Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel.” Tabi sorular var: Nasıl bir insan olmak lazım böyle bir ev kurabilmek için? İnsanlara karşı nasıl bir dinleyiş gerekli böyle bir insan olmak için?
Gelelim mutluluğa; Mutluluk denildiğinde nasıl bir – hep hazırda dinleş – iniz var? Genelde insanların mutluluğu dinleyişleri içinde şunlar var:
- Her an mutlu olmak imkansız
- Bir gün mutlu olabilirim
- Mutlu olmak için şunları elde etmem lazım
- Başka insanlar benden daha mutlular
Tabi sizin mutluluğa olan – hep hazırda dinleyiş – inizin içinde başka şeylerde olabilir.
Mutluluk nedir? sorusuna kendi cevabınızı yaratın derim ve ordan dinleyin bu dünyayı.



eşimi çok seviyorum deli gibi ölür gibi… ama onunla anlaşamıyoruz
hep ben fedakarlık yapmak zorunda kalıyorum. Hep onun kurallarına uymak zorundayım. Ama bir sorun çıktığında yine hep ben suçluyum. Yİnede yinede ben onu çok seviyorum. Ölüyorum ona ölmek istiyorum elimde değil. Bİrlikte mutlu olalım istiyorum. Bulutların üstünde olalım. Yada herşeyden herkesten uzakta bir hayat kuralım. Çok uzaklara gidelim istiyorum. Hayalperestliğim mi benim mutlu olmamı engelliyor. Olmiycak şeylermi istiyorum. Gerçek dünyanın gerçeklerinden hoşlanmıyorum. KEşke başka türlü olsaydı herşey. Sanki hiç bişey benim istediğim gibi gitmiyor. Değiştirmek yada kabullenmek…. Bu doğru galiba. Ben ikisinin ortasındayım.
Bence sen bunlar yaşadığın üst üste gelen olumsuzluklardan dolayı yazmışsın. Yani duygu yoğunluğun sana bunları yazdırmış. Eşini sevdiğin belli ve onunla mutlu olmak istiyorsun, bunu anlayabiliyorum. Onun için fedakarlık yapman çok hoş fakat bunlardan yakınacaksan yapma. Bir de sana tavsiyem bir üçüncü şahıs kendi hayatını izle. Dizi izler gibi. Kafanda hayatını irdele. O zaman gerçekler su yüzüne çıkar. Mutluluk avcunun içinde fakat belki de sen hissedemiyorsun